Halim Kaya
Aydınlanmadan herkes farklı şeyler anlasa da Bilimsel Aydınlanma İslam ve Türk toplumu için 300 yıldır bir problem olarak durmaktadır. Türk ve Müslüman bir toplumu olarak gerilemenin sebebi olarak gösterilen bilimden uzaklaşmayı hala tartışmaktayız. Türkler ve dolayısıyla da Müslümanlar bilimden uzaklaştı mı, Batı bilimsel devrimi gerçekleştirirken neden göremedik gibi sorulara cevaplar aranmaktadır. Her Türk ve Müslüman gibi benim de aydınlanma ile ilgilikonular dikkatimi çekmekte acaba problemimize doğru bir teşhisin konulduğu bir metin ile karşılaşır mıyım diye merak etmekteyim.
Margaret Cohen’in “Dindışı Aydınlanma-Walter Benjamin ve Gerçeküstücü Devrimim Paris’i” adlı kitabını görünce aydınlanma hakkındaki merakımla Batıdaki aydınlanmanın din dışı bilimsel bir aydınlanma mı yoksa dinden uzaklaşarak din dışı bir hayatın oluşturulması mı olduğunu anlamak için okumak istedim.
Margaret Cohen’in yazdığı “Dindışı Aydınlanma-Walter Benjamin ve Gerçeküstücü Devrimim Paris’i” adlı kitap Alfa Basım yayın Dağıtım San. Ve T. Ltd.Şti. tarafından Mayıs 2026 tarihinde 1. Basım olarak 390 sayfadan müteşekkil bir kitap olarak basılmıştır. Kitabı Suat Kemal Angın Türkçeye çevirmiştir. Kitap; “İçindekileri”, “Görseller Listesi”, “Kısaltmalar”, “Teşekkür”, “Gotik Marksizm”, “Benjamin’in Marksizmi”, “QuıSuıs-Je?:Nadja’nın Musallat Öznesi”, “Paris’in Hayaletleri”, “Modern Materyalizm Soruları”, “La RencontreCapıtale”, “Benjamin’in Recontre Yorumu”, “Le DıableA Paris: Benjamin’in Fantazmagorisi”, “Çevirmenin Notu ve Terimler Sözlüğü”, “Kaynakça”, “Dizin” bölüm başlıklarından oluşmaktadır.
Her ne kadar biz aydınlanma derken dini bilgi ve yaşantıya dokunmadan bilimsen bilgi açısından insanoğlunun gelişmesi şeklinde bir anlam yüklemiş olsak da Margaret CohenWaslter Benjamin’den altılayarak yaptığı tarifte “Dindışı Aydınlanma”yı dinden azat ederek “Dinsel aydınlanmayı gerçek ve yaratıcı bir biçimde alt etmek (…) bir dindışı aydınlanmayla, materyalist, antrapolojik bir esinde olasıdır.” (s.14) dindışı aydınlanmanın dini yok ederek neşvünema bulacağı ortamın materyalist bir ortam ve antropolojik ilhamlara dayalı olacağını savunmaktadır.
Margaret Cohen kitabın yirmi dört sayfasından Latince, İngilizce ve Fransızca felsefi isimlerin, felsefi kavramların ve komünist kaynaklar ile yazarların isimlerinizikretmekten ve çevirmenin bu isimlerin, kavramların Türkçe karşılığını vermeye çalışmasıyla Margaret Cohen’inkendi kanaatini anlatan ve cümle bütünlüğü içinde bir manası olan kendi düşüncesiyle ilgili sade bir cümle kurmamış gibi hep aktarımlar ve karşılaştırmalar hercümerci görünüyor. Bu terim, kavram, isim yoğunluklarıda aslında çok kolay anlatılabilecek hususları kavram ve felsefi simlerin gölgesinde bırakmıştır.
Bir kere din ile problem yaşayıp dindışı bir aydınlanma ararsanız dini mistisizmini yerini tutacak argümanlar aramak zorunda kalışınız. İşte burada da MargaratCohenMarksizminWalterBenjamin materyalizminden aldığını ifade ettiği “Sarhoşluğun gücünü devrime kazanmak” (s.23) kullanmak durumunda olduğunu ve “Komünist manifestonun ‘mevcut emirlerini […] anlayanlar yalnızca Gerçeküsütücülerdir” (s.24) diyerek de komünizmin anlaşılabilirliğini dar bir çerçeveye hapsetmektedir. Söz konusu ‘Rausch’ (sarhoşluk)terimi de ‘intoxication’ (sarhoşluk, zehirlenme)ve ‘trans’ (esrime, kendinden geçme, vecit hali)gibi sözlük manasına geldiğini ifade eden çevirmen buradaki ‘Rausch’(sarhoşluk) teriminin alkol, zehir, zehirlenme gibi güçlü çağrışımların çok ötesinde, coşku, neşe, zindelik taşan bir büyüme hali, yaratıcı ve apaydınlık bir sarhoşluk olarak anlaşılması gerektiğini vurgular (24, Dipnot.25). Her ne kadar çevirmen ‘Rausch’(sarhoşluk) terimini dinin mistisizm hallerine yorsa da “Din afyondur” diyen Marksizm’in en mükemmel uygulaması olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğindeki Slav kökenli ve sonradan işgalle komünist yönetime maruz bırakılan Türkler de dahil diğer halkların alkole alıştırılması aslında pratikten giderek baktığımızda da felsefenin alkole bakışını net ortaya koymaktadır. Komünist SSCB yıkıldığında akın akın ata yurtlarına giden insanlar halkın su gibi alkol tükettiğini söyler. Müslüman olan ve İslam’ın alkolü yasakladığı düşünülürse insanlar İslami eğitim verilmeyerek dinden bihaber hale getirilmişlerdir. Din eğitimi almamalarına rağmen ancak direnebildikleri kadar kendilerinin Müslüman olduğu bilincinde kalabilmişlerdir.SSCB yıkıldıktan sonra sahih olup olmadığını sorgulamadan din eğitimi sunan herkesten hızla din bilgisi ihtiyacını karşılamaya çalışmışlar, eski türbe ve dini mekanların restorasyonları yapılarak, yeni ibadethaneler inşa ederek açıklarını kapatılmaya çalışılmıştır.
Nihayetinde Marksizm’i düşünen ErnestoLaclau ve ChantalMouffe gibi felsefecilerin öncülüğünde gelişen anlayışla “Marksizm, ürettiği siyasal sistemlerin yol açtığı hayal kırıklıklarından kurtarma sorunu” (s.26) yaşadığına kanat getirmişler. Bu ifadenin tarafımızdan anlaşılan manası Marksizm ya da diğer adı ile Komünizm teorik olarak mükemmel ancak pratiğe adapte ederken sorun çıkıyor. Demek ki yeryüzündeki SSCB, Çin, Arnavutluk’un Enver Hocası, Yugoslavya’nın JosipBrozTito’su, Küba ve daha niceleri Marksizm’i teorideki gibi pürüzsüz uygulayamamışlardır.
WalterBenjamin “Uykudan uyanma sırasında rüya ögelerini kullanmak, diyalektik düşünmenin ders kitabı örneğidir. Bu nedenle, diyalektik düşünme tarihsel uyanışın organıdır. Her çağ rüyasında ardından gelecek çağı görmekle kalmaz, aynı zamanda rüya görürken uykudan uyanma anı için çabalar durur.” (s.46)Marksizm’in insanın uyanmaya yakın, tam uyanacağı sırada rüya gördüğü ve uyandığı gibi insanlığında uyanmasına yakın Marksizm’de olduğu gibi gelecek çağın rüyasını gördüğünü söylemektedir. İnsanın uyanacağı sırada rüya görüyle insanlığın aydınlanması sırasında gelecek çağın hayallerini kurmasını benzeştirerek insanlığın aydınlanmanın başlangıç aşamasında olduğuna işaret etmektedir.
Margaret Cohen’e göre “Benjamin’in Marks’ta yaptığı psikanalatik tadilatın burada algılanması zordur, çünkü o bunu açık bir kavramsal ifade yoluyla değil, karşılaştırma yoluyla ortaya koyar. Bu tadilatın belirsiz olmasının bir başka nedeni de, Benjamin’in Marksizm’e yaptığı teorik katkıyı, yerine Psikanalizi koyduğu kavramsal bir paradigmaya ait terimlerle sunmasıdır.” (s.58)
Margaret Cohen, Althusser’in “Amacı, Marksizm’i ideolojik bileşeninden kurtarmak ve böylece Marksizm’in bir bilim olarak güçlenip pekişmesine katkıda bulunmak” (s.63) olduğunu söyleyerek bir nevi komünist yazarların ideolojiyi zoraki ilim yapmaya çalıştığını ifade etmektedir. Hatta Walter Benjamin’in bile Althusser’in düşüncesinin tersine “Marksizm’i bir taraftan on dokuzuncu yüzyıl kökeninin ideolojik kalıntılarından kurtarmak isterken, diğer taraftan genellikle bir bilim olarak değil fakat on dokuzuncu yüzyılın önemli bir ifade biçimi olarak ele al”dığını (s.63) söyleyerek aslında Marksizm’in ideoloji de ilim de olmayıp sadece bir söylem, ifade tarzı olduğunu itiraf etiğini de ortaya koyar.
“Söz,(kendisi dışında) bir şey iletmelidir.” (s.65) ifadesi anlam bakımından söz’ün ya da kelimenin lafzı yapısının dışında yani harflerden oluşan görünür yapısı dışında bir mana ifade etmesi gereken asıl manayı taşıyacak özellikte olması gerektiğini ifade etmektedir. Bu ifade kendi içinde çok büyük manalar ifade ederken Marksizm’in ilim olmadığı gibi ideoloji bile olmadığı anlayışıyla söz’e hangi mananı verilebileceğini bile tartışılır hale getirmektedir.
Margaret Cohen’in bu “Dindışı Aydınlanma” kitabı felsefi dil olarak anlaşılması zor iken bir de Marksizm ve komünizmin kelimelere yüklediği Marksist manaların her kelime için ne olduğunun Marksist olmayan bir okuyucu tarafından tam anlamıyla bilinememesinden dolayı da anlaşılması zorlaşan bir kitap olmuştur. Ayrıca kelimelerin sözlük manasından başka manalara kullanımı da yazardan yazara değişiklik göstereceği için anlaşılmamayı artırıcı bir etkisi olmaktadır. Bu anlaşılmama özelliğine mütercim de yardımcı oldu mu bilemiyorum. Çünkü mütercimin daha önce başka bir konuda tercümesini okumadığım için anlatım dilinin nasıllığı konusunda bir bilgim yok. Acaba mütercimin katkısı sadece Marksist manalara sadık kalmaktan mı ibaret bu yüzden ayırt edememekteyim. Ayrıca bu kitabın Türk okur tarafından anlaşılmamasının sebeplerinden bir olarak görünen,Marksizminiçindeki değişimi ele almışfelsefik tartışmaya katılan yazarların ya da Fransız edebiyatındaki Marksist yazarların tamamın okunmuş olmaması, dolayısıyla bu yazarların Marksizm’deki değişim ve semboller için getirdikleri yorumların tek tek bilindikten sonra aralarındaki farkları ayrıt edebilecek bilgiden de yoksun kalmış olması felsefi bir karşılaştırma olan kitabın anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.
Margaret Cohen, Breton’un “psikanalizin hayal kırıklığı yaratan yönünü, egemen sınıfların çıkarlarını savunmak ve toplumsal açıdan güçsüz kılınmış grupları daha da mülksüzleştirmek için on dokuzuncu yüzyıl melodramlarında ortaya çıkan karakterlere benzetir.” (s.113) ve psikanalizi egemen burjuva düzenin hizmetinde kullanmak yerine devrimin hizmetine girmeye zorlamakla ilgilendiğini, ancak Breton’un bu kavramdan anladığı ile Ortodoks Marksizm’in anladığı şekliyle olay arsındaki mesafenin de tanımlanmadığını (s.114) yani üç farklı bir mananın teşekkül ettiğini ortay koymaktadır.
Margaret Cohen’in bu “Dindışı Aydınlanma” kitabı için Marksizm’in gelişim evrelerinin felsefi yorumu dedik ancak bununla kalmamakta, kitap aynı zamanda Fransa ve Paris hakkında verdiği bilgiler ile Fransa ve Paris’in tarihi olma ve hepsi bir yana sanat hakkındaki yorumlarıyla da başlı başına bir sanat tarihi özelliği taşımaktadır. Bu kadar Fransa edebiyatına ait eserlerden bahsedince Edebiyat tarihi olma vasfı da ayrı bir başlık olarak değerlendirilmelidir.
Margaret Cohen “Dindışı Aydınlanma” kitabında Fransa ve daha çok da Paris’e ait tarihi mimarisi olan binaların, sokakların, katedrallerin, tiyatro ve kabarelerin, hurdacılardan bitpazarı sakinlerinin bulunduğu mekanların nasıl edebiyatlaştığını göstermekte, edebiyatın konusu olan her değişimi her sanatsal vasfı yazıya aktararak güncellemektedir.Margaret Cohen Fransız edebiyatına ait romanların konu ve kahramanlarının hayat tarzlarıyla Ortodoks Marksizm’e dönüşümünü de bu kitabın satırları arasına serpiştirdiği cümlelerle izah etmeye çalışır.
Breton roman kahramanı Nadja’yı on dokuzuncu yüzyıl toplumcu romanından bir karakter ile ilişkilendirir. “Gayrimeşru bir çocuk da dahil sorunlu bir geçmişle Paris’e gelen genç, yoksul, vasıfsız ve zihinsel açıdan dengesiz Nadja iş bulamaz, uyuşturucu kaçakçılığı yapmayı dener ve fuhşa düşer: düşen kadın” (s.171)Margaret Cohen bunun gibi romanlardanaktardığı paragraflarla her ne kadar kendi fikrini desteklemiş olsa da aynı zamanda romanların yazıldığı dönemlerde Fransa’nın toplumsal yapış hakkında da bilgiler vermektedir. Halk fakir, fahişelik yaygın, gayri meşru çocuklar ortalıkta dolaşıyor, iş verenler yoksul kadınların işlerinden değil de kadınlığından istifade etme fırsatçılığı peşinde bir ahlak anlayışıyla mustarip bir Fransa’yı tasvir ediyor.Aslında Margaret Cohen roman kahramanlarının karakterlerinin değişimi ile Fransız toplumundaki değişiminde paralel bir şekilde değiştiğini savunur. Yoksulluktan ve işsizlikten dolayı Fahişelik yapan kadınlar bir dönem Fransa’da tutulurken başka bir dönemde fahişe kadınlara fırsatçı bir bakışla yaklaşan sermayedarlar, işverenler eleştirilmiş olduğunu göstererek dindışı aydınlanmanın oluşunu izaha çalışır.
Margaret Cohen “Dindışı Aydınlanma” kitabı Marksist edebiyat ile Fransız edebiyatına aşina olmayanlar tarafından pek anlaşılamaz, hatta son okuna kelimenin sözlük manasını anlayan kişi bir önceki kelimeyle ilişkilendirerek ortak manayı algılaması pek zordur. Kaldı ki son okunan kelimenin manasını cümlenin başındaki kelimelerle ilişkilendirilerek belimler bileşkesinden oluşan ortak manayı, cümlenin ruhuna ulaşmak eğer Marksist edebiyata ve Fransız edebiyatına uzaksan mümkün değil gibidir.
Margaret Cohen’in “Dindışı Aydınlanma” kitabın da 238 sayfadaki 12 nolu dipnotta verdiği “Arcis Mahallesinin Rivoli Sokağının doğu ucundaki nüfusu, 1851’de yaklaşık 12,000’ken, 1856’da 4,000’in altına düş”mesiyle “1852-1855 yılları arsında, Saint-Jacques Kulesi çevresindeki 293 evin bir parka yer açmak için yıkıl”ması bilgilerde göstermektedir ki Paris te de yeni yerleşim tarzlarına, yeni modern şehir planlarına yer açmak için tarihi doku Batı’da da aynen ülkemizde Cumhuriyet döneminde yaşanılan tarihi dokuların yok edilmesi gibi yok edilmiştir.
Margaret Cohen Fransız tarihini ve mimari sanatsal yapılarını yüz yılar sonra yazılmış edebi metinlerin o mekanlar için yazdıklarını takip ederek ortay koymaktadır. Hem o tarihi eserin tarihi sosyal hayat içindeki değişen işlevini ele almakta hem de -biraz yukarıda Fransız şehirlerinin tarihi dokusunda modernleşen Türkiye’deki gibi yıkımların olduğunu söylemiş olsak da- tarihe mal olmuş sanat ve mimari varlıkların farklı yüz yıllarda yaşayan nesiller tarafından kullanıldığının örneklerini sunar.
Margaret Cohen “Tek Yönü Yol” Walter Benjamin’in şehirlerdeki kentsel dönüşümün yanında ülkelerin ideolojik dönüşümünü de ele aldığını hatta bu isimin de kendi içinde başka bir alternatifinin olmadığı anlamına geldiğini ima etmektedir. Bir nevi insanın ilerlemeden, gelişmeden başka bir yolu olmadığını, buna mecbur kalışını söylemektedir.
Benjamin’in gerçeküstücülük anlayışının “[Erfahrungen] Bu deneyimler hiçbir şekilde rüyalarla, esrar çiğneme ya da afyon tüttürme seanslarıyla sınırlı değildir. ‘Gerçeküstücü deneyimler’ denince, sadece dinsel coşkunluk halini ya da uyuşturucu etkisiyle kendine geçmeyi anlamamız büyük bir hata olur.” (s.271) Sarhoşluk ve dine bağlı gerçeküstücü anlayışın dışında büyülü bir gerçeküstücülük anlayışını kastettiğini ifade etmektedir.
Margaret Cohen göre “Breton Marksizm’i doğrusal zamansallığınpsikanalitik kopuşuna başvurarak değiştirirken, Benjamin Yahudi Mesihçiliğinin apokaliptik şemasından ödünç aldığı büyük bir gösteri sahneler.” (s.296) Ayrıca Margaret Cohen göre “Benjamin, Marx’ın öğretilerinin Marx’ın zamanının bir ürünü olup olmadığını [da] sorgular” (s.316) ki bu şu demektir; Marx’ın ürettiği düşünülen Marksizme ait kavramlar Marx zamanında sadece Marx tarafından üretilip anlamlandırılmamı olup asıl üretimin daha sonraki takipçiler tarafından biçimlendirilip yorumlanarak anlamlandırılarak oluşturulduğudur.
Margaret Cohen’in bu “Dindışı Aydınlanma” kitabını anlamak için Fransız kültür ve edebiyatına ait Fransız klasiklerinin ve Fransa tarihinin okunmuş olması, ya da Fransız kültürüne aşina olmak gerekir. Fransa kültür ve medeniyeti hakkında hiçbir bilgisi olmayan birinin bu kitabı okuyup anlaması pek mümkün görünmemektedir. Ayrıca bu kitabı anlamak için önce Paris’in sonra Fransa’nın tamamının gezilip, tarih ve mimari açıdan incelenmesi anlamayı kolaylaştıracaktır. Fransız kültür ve medeniyetine dair okumalar da belki en son okunacak kitaplardan birisi Margaret Cohen’in bu “Dindışı Aydınlanma” kitabıdır. Dolayısıyla da biz de bu kitabı ancak sözlük anlamıyla anlayabildiğimiz kadar anlamış, Fransız kültür ve medeniyetiyle zihnimizde haz alacak bir bağ kurmayı başaramamıştık.
Margaret Cohen“Dindışı Aydınlanma-Walter Benjamin ve Gerçeküstücü Devrimim Paris’i” adlı kitabında Dindışı Aydınlanma derken ilmi kastetmiyor doğrudan doğruya Marksizm yani komünizmde içeriden gelen bir eleştir, değişim ve yeniden uyarlanmayı kastediyor. Bu yüzden kitabın adındaki “Dindışı Aydınlanma” adlandırması okuyucuyu yanıltmaktadır. Yazar bu adı koyarken okuyucu veya insanları aldatmak gibi bir niyeti olmasa da din düşmanı bir ideolojinin iç değişimini daha geniş bir mana ifade eden Dindışı Aydınlanma ile adlandırması isabetli bir isimlendirmem olmamıştır. Bu yüzden maksadını aşan –Marksizm’in yeryüzündeki ilmi kapasiteyi kapsayamayacağından dolayı- bir isimlendirmedir.
Margaret Cohen “Dindışı Aydınlanma-Walter Benjamin ve Gerçeküstücü Devrimim Paris’i” adlı kitabı aslında Fransız edebiyatının Marksist bir felsefesi olmuş. Bu bakımdan Fransız edebiyatına karşılaştırmalı bir edebiyat felsefesi sunmaktadır.
Margaret Cohen’in “Dindışı Aydınlanma-Walter Benjamin ve Gerçeküstücü Devrimim Paris’i” kitabında Marksist felsefi yorumuyla aynı zamanda tarihsel Fransız edebiyatının söylemlerinin ve kavramlarının Marks’a kadar değişerek nasıl Marksistleştiğini ve Marksist edebiyatın Fransız tarihini ve mimari eserlerini Marksist edebiyatın ürünüymüşçesine nasıl kullandığına şahitlik edeceksiniz.