ref: refs/heads/v3.0
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü OcaklarıdövizakpchpmhpAhmet b.karabacakhasan külünk
DOLAR
48,9304
EURO
55,7562
ALTIN
6.740,80
BIST
12.899,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Pazar Hafif Yağmurlu
21°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
20°C
Salı Yağmurlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
19°C
ESKİ TÜRKLERDE DEVLET ve TEŞKİLATI

KUTSAL YALAN Sizin İnandığınız Dine Artık İnanmıyorum

26 Eylül 2026 08:14
17
A+
A-

Halim Kaya               

On iki Eylül ihtilalinden sonra cezaevine düşen ülkücülerden bir elin parmağını geçmeyecek sayıda bazıları cezaevinde hem yönetimin izlediği ülkücülükten vazgeçirme, cemaatlere yönlendirme çabalarının hem de dışarıdayken iyi bir din eğitimi almamış bazı gençlerin yine okudukları idarenin cezaevlerine planlı olarak soktuğu selefi inanca mensup yazarların yazdıkları ehlisünnet çizgide olmayan kitapları sayesinde öğrendikleri radikal İslami akıma ait bilgiler yüzünden kendilerini bir anda helak olmuş görerek yöneldikleri akımlar yüzünden Ülkücü Dünya Görüşünü eleştirerek Ülkücülükten ayrılmışlardır.

Bunlardan ikisi hariç geri kalanın sivil hayatta bir daha isimlerini duyuramayacak şekilde isimleri unutulmuş, hayatın hengâmesi arasına karış gitmişlerdir. Bu iki kişiden Dücane Cundioğlu ve Haşim Akten ise girdikleri cemaatlerin desteği ile uzun süre yayın hayatında isimlerinden bahsettirmişler ancak bir noktadan sonra kendilerine destek veren cemaatleri de eleştirerek bu gün bağımsız bir hal almışlardır. Tabi bu hale gelirken de geçmişle de hesaplaşarak ülkücü oldukları yılların da doğrularından bahsetmek zorunda kalmışlardır.

Yanlış Hatırlamıyorsam Dücane Cundioğlu ile 1986 veya 1987 yılında İstanbul’da basılan yazı yazarsak yayınlanacak diye tanıtılan ortak çıkarmış olduğumuz ya da Bursa Uludağ Ülkücüleri olarak bize –Hüsnü Aydın ve Aziz Avar adlı Bursa mezunu iki kişi tarafından- öyle lanse edilen “Yazı Dergisi”nin ilk sayısında Milliyetçiliğin küfür olduğunu yazan İstanbul ekibine karşı Bursa’dan yapmış olduğumuz abonelerin 70 kadarını iptal ettirdiğimiz abonelikler macerasından sonra ilişiğimiz kopmuştu.

Haşim Akten ise Ülkü Ocakları Genel Sekreterliği yapmış, cezaevinden sonra Gözyaşı Geceleri yaparak Anadolu’yu dolaşmış, Cezaevinden sonra çıktığı Anadolu turnelerinden birinde büyük ihtimalle 1989 yılında Samsun Çarşamba’ya da uğramış ve Çarşamba ülkücülerinin gayretleriyle seyirci toplamış, toplanan seyirciler arasında bulunan birsi olarak o zaman Necip Fazıl Kısakürek’ten okumuş olduğu “Sakarya” şiiri ile de hafızama yer etmişti. Bu Anadolu turneleri serüvenini ilk zamanlarda çoğunlukla Ülkü Ocakları mensupları üstlenmiş, tanınmasına katkı sunmuşlardır. Ancak bir müddet sonra o da ülkücülükten ve ülkücülerden koparak devşirilmiştir. Bu kitabı yazana kadar da hiç kendisi ile bir temasımız olmamıştı.

Haşim Akten’in yazdığı “Kutsal Yalan- Sizin İnandığınız Dine artık İnanmıyorum” adlı kitabın Birinci Baskısını Sarmal Kitabevi 230 sayfa olarak Haziran 2026 tarihinde yapmıştır. Kitapta çeşitli bölüm veya alt başlık denilebilecek başlıklar bulunmasına rağmen içindekiler diye bir listesi yoktur.

Halim Akten, İmam-ı Azam Ebu Hanife gibi, Nesimi gibi (s.6) toplumdan ve dinden dışlanacağını bilerek haykırıyor ve kitabını,”İnsanları kendilerine kul yapan şeyhlere”, “Yüce Kitabın Türkçesini okursanız kâfir olursunuz diyenlere”, “çağın Yezidleri iktidarlara”, “Kadın ve cennet deyince aklına cinsellik gelenlere”, “Fakire şükret sabret diyenlere”, “Beytülmal kendi malı gibi kullananlara”, “Yüce dini namaz ve başörtüsüne indirgeyenlere”, “Dindar ve kindar nesil diyerek halkı birbirine düşman edenlere”, “Lozan’ı hezimet görenlere”, “Arapları sevmek farz deyip Türklere düşman olanlara” “Adaleti katledenlere” (s.5) yazdığını ve kitabının “dinden değil din adına kurulan düzenden çıkış” olduğunu ilan ediyor. Bu ilanın arkasında okunması gerek gerçek ise insan eliyle kurulmuş ancak gerçek dinin uygulanmasına ya da uygulanmamsına gerekçeler üreten ve hakikatin uygulanmasını erteleyerek din zannedilen beşeri düzene karşı oluştur. Mesela adalet Yaradan’ın murat ettiği gibi değil de insanların uygun gördüğü şekilde uygulanırsa haklının hakkını teslim etmez güçlünün hakkı olmayanı korur. İsyan sebebini de “dini kullanarak tahakküm kuranlar” (s.7) olarak açıklıyor.

“Bu korkuyu ‘Dini cennetten [sevgisinden] çok cehennem [korkusunu] (s.14)’ din diye bize dayatanlar kapılarına kilit vuran mavi gözlü lideri ve sevenlerini dinsizlikle korkuttular.” (s.15) Haşim Akten “mavi gözlü lideri” derken Mustafa Kemal Atatürk’ü kastetmekte ve Atatürk’ün Halifeliğin kaldırılması ile Tekke ve zaviyelerin kapatılması, Kur’an Meali ve Tefsiri hazırlattırması gibi yapmış olduğu düzenlemelerle ile dindarları8 din istismarcılarının elinden kurtardığını ancak bu istismarcıların Atatürk’ü ve onu sevenleri dinsiz ilan ettikleri gerçeğini ifade etmektedir.

Haşim Akten din istismarcılarından dert yanarak eleştirirken bu din istismarcılarının varlık sebebi olarak gördüğü “Laiklik Yobazları”nı da eleştirmekten geri durmamaktadır. “laikliği bir yönetim ilkesi değil, bir inanç düşmanlığına dönüştürenler”in (s.19) “İnançla devleti zıtlaştıranlar”ın (s.19) ilericilik adına halkın inancını gericilik gördüklerini “dindarı alaya aldı”klarını (s.20) laikliği inanç olarak algılanmasını sağlayarak “Allah’a karşı kurulmuş bir sistem” olarak görülmesine sebep olanları da eleştirmektedir. Laik geçinen kesimi bugünlerin yaşanmasını hazırlayanlar olarak ilan etmektedir. “Kimi Aşağıladınsa, bir gün ona sığınmak zorunda kalırsın” (s.21) diyerek laikliği dinsizlik görenlerin din istismarcılarının elinde çektikleri dolayısıyla laikliğe sığınacak duruma geldiklerini ifade etmektedir.

Haşim atken “Zulmeden değişir ama zulüm biçim değiştirerek devam eder.” (s.23) Laikliği yönetim şekli değil de dinsizlik olarak anlayan ve putlaştıran kesimin yapmış olduğu zulmün mağdurlarının çoğalmasıyla gücü ele geçirdikten sonra Siyasal İslamcı bir hükümet elinde tek tipleşerek dindarlık adına zulüm yapmaya başlamasını ima eder. İki zıt kutbunda iktidarları dönemini karşı taraf gördüklerine, karşıdan olmadıkları gibi kendilerinden olmayanları da karşı taraf görerek zulme maruz bıraktıklarını ifade etmektedir. Bu tarif edilen grupların bir renk skalası yoktur yalnızca ak ve kara renkleri vardır. Tıpkı bizden ve karşı taraftan dedikleri insan grupları gibi.

“Din, insanı yüceltmek için geldiği halde; bugün insanı susturmak, itaate zorlamak ve haksızlığı meşrulaştırmak için kullanılmaktadır.” (s.26) diyen Haşim Akten iktidarlaşan dindarların adalet yerine kendisinden olmayanlara zulme dönüştüğünü, iktidardaki dindarlar için “Sorun bireysel günahlar değildir. Sorun, ahlaksızlığın kurumsallaşmasıdır.” (s.26) ferdi günahların önemsenmediğini, kişilerin kendilerini muhasebe ve muaheze etmediğini, dolayısıyla da günah işlemenin kurumsallaştığını, kitlesel olarak birlikte aynı günahı işleyecek bir anlayışın yerleşerek topluca işlenen günahlara meşruiyet kazandırıldığını ifade etmektedir.

“Haşim Akten ülkücülükten vazgeçtiğini söylerken “Ülkücü hareketi vatanın son kalesi sandık” (s.36) ifadelerinde yanıldığını söyleyerek aslında Ülkücü hareketi hiç anlamadığını göstermektedir. Ayrıca “Lider –Teşkilat- Doktrin” anlayışının kendisini “düşünen insanlar değil, itaat eden askerler yap”tığını, “davayı kutsallaştırıp insanı değersizleştir”diğini ifade etmektedir ki bütün bu ifadeler Haşim Akten’in Ülkücü Hareketten nasiplenemediğini göstermektedir.  Haşim Akten’in Ülkücü Hareketi hiç anlamadığının ilk emaresi Alparslan Türkeş’in daha Hindistan’da sürgündeyken ortaya koyduğu Dokuz Işık Umdesinin içinde bulunan “Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik” ilkesinin kimseyi kimseye kul olmaya zorlamayacağının, kimsenin kulluğa zorlanmayacağının kamuoyuna deklare edilmesi demektir. “Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik” ilkesi bireylerin haklarını teslim ederek insan insanca değer verdiğini göstermektedir. “Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik” ilkesi hem kalabalıkların içinde tek vücud olacaksın, birlikte hareket edeceksin demek, hem de şahsiyetini koruyacaksın, kalabalıkların içinde karakterini kaybetmeyeceksin demektir. İki kişinin yolculuk yaptığı her hangi bir ortamda birisinin lider seçilmesi gerektiğini ve alınacak karalarda nihai kararı seçilen liderin vermesi gerektiğini ve diğerinin de ona uymasını emreden İslam dini Müslümanların bir düzen içinde olmalarını istemiş, başıboş amaçsız hareket etmemeleri gerektiğine işaret etmiştir. İşte İslam’ın bu emri başlarda yine Ülkücü hareket mensuplarından aldığı destekle yola çıkıp işler yoluna girince ayrılıp 3200 “Gözyaşı Geceleri” turneleri yaparak İslam’ı anlattığını söyleyen Haşim Akten’in İslam’dan nasibini almadığını da gösterir. Ayrıca Şahsiyetçilik ilkesi de bireysellik demek değildir, karakter inşasını amaçlar. İnsanlar kullanılmazlar kendilerini kullandırırlar. Eğer geçmişte kendisine yapılanları “Ülkücü müsün? Emrimde misin?” (s.36) çerçevesinde görüyorsa emre girmeye kendisi müsaitmiş demektir. Tabi ki bir düzen oluşturmak için bir lider olması gerekir. Akıllı insan hep şu kurallar çerçevesinde yaşar; kanunsuz emir uygulanmaz, “sui misal emsal teşkil etmez”. Eğer Haşim Akten “Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik” ilkesine dayanarak bu genel kaidelere de uysaydı kimse onu bugünkü düşüncelerine sevk edecek şekilde davranamazdı. Ortada bşir yanlışlık var ise ve bu kadar da kendisini akıllı zannediyorsa o zaman yanlışı emreden değil, kendisine yanlış işler önerilecek kadar çevresindekilere yanlış intiba bırakan ve istenilen yanlış işi yapan kişi daha kusurludur. Kafasına tabanca dayanıp da bu işleri yapması istendi ise ancak o zaman mazur görülebilir. Kaldı ki beğenmediği ülkücü hareketin liderinin Anadolu’nun ücra bir köşesindeki gençlerin karşılaştıkları bir olay karşısında aniden yapıp ettiklerinden sorumlu tutulması da kendisini ak pak kusursuz sanmanın sonucudur.

“35 yılı boyunca İslam’ı anlattım” (s.37) diyen Haşim Akten “15 Temmuz’a kadar destek verdik.” (s.37) ifadeleriyle Ülkücü Hareketten koptuktan sonra mensup olduğu cemaati işaret etmektedir. Ancak “FETÖ’nün ihanetini anlatan ‘Gözyaşı Geceleri-Son Kale Türkiye’ programını sahnelemeye başladık.”(s.44-45) İfadesi bir önceki ifadeyi nakzetmektedir. Kitapta anlatılanların birbirine ters olduğunu göstermektedir. Bu durumda Haşim Atken 15 Temmuz’da hükümete desteğini kestiği için cemaatçi olurken, “FETÖ’nün ihanetini” ifadesiyle de cemaatten ayrı olduğunu ifade etmiştir. Ya da cemaati eleştirmek 15 temmuz galibi olan bir hükümet nezdinde daha fazla iş ve kazanç demek olduğunu düşünerek mensubu olduğu cemaati de kandırmaktır. Kısaca ya hükümet taraftan görünerek cemaati ya da cemaat tarafında görünerek hükümeti kandırmaktadır. Eleştirerek hükümeti de cemaati de kandırmış olmaktadır.

“Oğlumu otuz yaşını geçti, iş yok” (s.37) belki iktidardan bu ülkenin bir vatandaşı olarak çoluk çocuğuna iş ve aş istemekte haklıdır ancak adam sorarlar 35 yıl hizmet ettiğin arkadaşların devlet dairelerine bunca insan yerleştirirken senin oğlunu neden işe yerleştirmediğini onlara sormuyorsun? Ayrıca “3200 Gözyaşı Geceleri” turnesi ve “35 yıl” vurgusu yaparak ortaya koyduğun bu hizmetleri Allah rızasını kazanmak için değil de oğlunu işe koymak için mi yaptın? O anlattığın bütün şeyler dünyalık elde etmenin bir mücadelesi miydi? “Kültür Bakanlığından teşvik istedim, reddedildi.” (s.44) İfadeleri de “bana verirse veren kişi iyi verilmezse vermeyenler kötü” manasına gelecek egoist bir bakış açısı olduğunu gösteriyor.

Haşim Akten “Gözyaşı Gecelerinde Ağlayarak Anlattığım Sahabeler Birbirini Neden Öldürdü?” (s.38) başlıklı yazıda 610 yılında ilk vahiye ile tebliğ edilen İsmaın1416 yıllık birikmiş problemlerini bu günün insanlarına yüklemektedir. Haşim Akten “Kutsal Yalan –Sizin İnandığınız Dine Artık İnanmıyorum”  kitabında sloganlaşmış topluma mal olmuş bazı problemleri ve eleştirileri kendi üslubunca ele almış ve sosyolojik, psikolojik ilmi açıklamalarla meseleyi anlatıp çözüm yolları göstermek yerine çözümü okuyucuya bırakmıştır. Yani Haşim Akten’in kitabı kısaca ifade edersek anonim bilinenleri bir derleme olup, hiçbir öneri getirmemektedir. Ayrıca kitabın adındaki “Kutsal Yalan” ifadesi haşa Allah’ın yalan söylediği anlamına da gelebilir ki, Allah’a noksanlık ve kusur isnat etmekten yine Allah’a sığınırız. Birçok örnek mevcut olmasına rağmen en taze anonim bilgi olabilecek ve Haşim Akten’in kitabına aldığı “Ukrayna’da savaş ortamında gıda ve su ihtiyacı had safhadaydı. Ukraynalılar Marketlerde sıraya giriyor, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlardı. (…) Bizim ülkemizde savaş olmasa da komşumuzdaki savaşın tedirginliği ile marketlere giriyor ama alabildiği kadar alabilmek için izdihama sebep oluyor, birbirilerini eziyorlardı.” (s.41) İfadeler televizyonlarda, gazetelerde, kahvehane köşelerinde konuşulanlardan anonim bir örnektir

Haşim Akten hükümete, Sayın Cumhurbaşkanına, rahmetli Erbakan’a Necip Fazıl Kısakürek’in şiirlerinde ve yazılarında dile getirdiği “kininin, öcünün davacısı bir gençlik” (s.57) ifadesindeki öç alan ve kin güden gençlik yetiştirilmesi çağrısından hareketle “Atatürk’e dinsiz ve din düşmanı gözüyle bakan”, “Laikliğe dinsizlik olarak algılayan”, “Cumhuriyet’i Osmanlıyı yıkan, Hilafeti kaldıran, gâvurların kanunlarıyla kurulan”, “Demokrasiyi İslam’la bağdaşmayan” halkın arasında da yaygın ifadeler ile eleştirmektedir. Bu ifadelerin Siyasal İslamcı kesimin halkı yanında tutabilmek için yıllardır kullandıkları argümanlar olduğu da biline bir gerçektir. Hatta Haşim Akten öyle ileri gitmektedir ki Peygamber efendimizin İslamiyet’ten önce kazanmış olduğu “Muhammed’ül Emin” (s.63) vasfından yola çıkarak Cumhurbaşkanının yalan söylediğini ve güvenilir olmadığını ifade etmekte, Peygamber efendimizin “Müminler her hatayı işleyebilir, fakat yalan söylemez” (s.54) hadisi şerifi ile “Allah’ın laneti yalancıların üzerinedir.” (s.54)Al-i İmran 61 ayetini örnek vererek yalan söylemeyi eleştirmektedir. Yapan propaganda yapıldığını “gaz ve petrol keşifleri, üretim ve maliyet verileri açıklanmadan ‘müjde’ başlığıyla sunu”larak (s.65) sorgulayanların susturulduğunu ifade ediyor. Bütün bu yalan ve propagandaların hükümete olan “güveni” (s.65) ve “meşruiyeti” (s.66)  kaybettirdiğini dolayısıyla da iktidar mensuplarının ve taraftarlarının “Ahlaki bir kopuş” (s.66) yaşadıklarını dile getirmektedir.

Haşim Akten yine bir halk arasında yaygın olan “Arap kültürünün Din Diye Sunulması” (s.70) ifadeyi ele alarak Laik ve Cumhuriyet taraftarlarının bu yaygın savunusunun binlerce yıllık “Ana dilde ibadet” (s.70) ve “Allah” kelamının yerine “Tanrı” denilip denilmeyeceğini (s.70) meselesini dillendirmekte, ancak doyurucu ilmi cevaplar vermemektedir. Ancak tarihi bşir gerçeklik olan, bin yıllık Türk İslam tarihinde zaman zaman yöneticilerin de teşvik ettiği bir durumu “Ve bizler, Türk/Müslüman kimliğimiz inşa ederken, ya kendi köklerimizden utandırıldık ya da başka bir kimliğe özendirildik” (s.71) ifadeleriyle tespit ediyor.

“Tarikatlar ve Dini Sömürü: Kör Teslimiyetin Sisteme Dönüşmesi” başlıklı yazıda da şeyhe biat etmek, tarikatların usulsüz aşırı zenginleşmesi, 20 bin kişiliden toplu tövbe alma gibi konuları eleştirmektedir. Devletin ve Diyanetin bu çarpıklıklara sessiz kaldığını da vurgulamakta ve dolayısıyla da hükümeti eleştirmektedir (s.73). Açık havada 20 bin kişini tövbe alması belki devlete karşı bir gövde gösterisidir ancak Allah ile kul arasındaki samimi bağı kuran gerçek bir yol değildir. Tasavvufi hayat bu kadar büyük kitleler yerine daha az sayıda birebir usta çırak ilişkisi içinde gözlemleme, öğrendiğini tatbik etme, tatbikatın eksik ve kusurlarının şeyh tarafından kontrol edilerek giderilmesiyle yaşanılacak bir İslam sitemidir. 20 bin kişinin hangisi şeyhin hangi güzel bir yaşayışını yakından gözlemleyerek tatbike çalışmış, şey hangi birinin eksiklerini kusurlarını tespit etmiştir. Nerdeyse 20 sat şeyh mürid birlikte olması gerekirken aylarca yıllarca birbirini görmeyen şeyh ve müridler nasıl birbirinden etkilenirler. Her şey yine müridin tek başına öğreneceği bilgi ve davranışları tek başına kendi bildiği gibi tatbikine kalmış olmuyor mu?

Bütün saplara rağmen Tarikat-Devlet ilişkisinin neden bitirilmediğini soran Haşim Akten, bitirilmemesini de tarikatların hükümetler için oy kaynağı ve kalabalıklar sağlayan araçlar olarak (s.76) açıklamakta devleti ve hükümeti de “Bu sessizlik tafrasızlık değil; dili onaydır. Yanlışa ‘dur’ demeyen her yapı, o yanlışın ortağı haline gelir.” (s.77) diyerek suçlamaktadır. Suçlamasını gerekçesini de “Devlet, tarikatları din sanarak değil; siyasi aparat olarak gördüğü için bitirmemektedir. Çünkü bu yapılar dağıldığında, iktidarın dayandığı sosyolojik zemin de çökecektir. Bu yüzden tarikatlar korunmakta, kollanmakta, görmezden gelinmektedir.” (s.77) şeklinde izah etmektedir. Ayrıca tarikatlardaki bu yozlaşma ve diyanetin sessiz kalışı sonucunda gençlerin dinden uzaklaştığını da ifade etmektedir.

“Yatılı Kur’an kurslarında, farklı [tarikat], vakıf ve cemaatlere ait yerlerde yaşanan onlarca taciz ve tecavüz vakasında ilk refleks hep aynı oldu:” (s.81) diyen Haşim Akten bu olaylara teki veren resmi kurum yetkilileri ve tarikat, cemaat mensuplarının hemen savunmaya geçerek “Dine zarar gelmesin”, “Kurum yıpranması”, “Bir kereden bir şey olmaz”, “Çocuğun rızası vardı” (s.81) gibi ifadeler kullanarak olayları örttüğünü ve suça ve suçluya göz yumduğunu, bu göz yumuşu da dini korumak adına yaptıklarını ifade etmektedir. Din özellikle de ilahi bir din olan İslam her zaman en güzeli en iyi tavsiye eder ve insanları yüceltmek ister. Eğer bir sapkınlık varsa bu dinde değil, uygulayıcılarda, mensuplarındadır. Sapıklı ya eksik ve yanlış bilgiden kaynakların ya da insanın nefsine hâkim olamaması üzerine bir anlık gafletle işlediği işler yüzünden sapkın hale gelmesi ile olur. Bu durumda kişi tövbe etse de toplumsal düzeni sağlayan din insanın cezalandırılmasını yasaklamaz. İnsan cezasını çeker ki dine pislik bulaştırmasın, toplum da kötü örnek olmasınlar. Eğer din ve cemaat adına sapkın fiil sahipleri korunursa toplum nezdinde dinin saygınlığı azalır ve kişiler dinden uzaklaşırlar. Böylece sapkınlar ve sapkınları koruyanlar da her ne kadar dinin asli yapısını kirletemeseler de insanların uzaklaşmasına sebep olarak dine zarar vermiş olurlar. Tarikat, cemaat, vakıf, dernek her ne adına olursa olsun din kisvesi adı altında işlenen suçu örtmek,  suçluyu korumak ve kollamak dini yıpratır ve toplumsal güveni azaltır.

Hz. Ömer ile Nuşirevan’ın devlet adamı olarak adalet anlayışlarıyla öne çıkışları günümüz devlet adamlarının ise haksızlığı adaletsizliği kendilerini haklı çıkarmak için kullandıkları ve adaletin güçlüden ve iktidardan yana olduğunu söyleyen Haşim Akten, “Adaleti iktidarın önüne koyanlarla, iktidarı dinin önüne koyanlar arasında Hz. Ömer birinci taraftadır. Nuşirevan da oradadır. Bugünün siyasal dindarlığı ise karşı safta” (s.93) derken Hz. Ömer ve Nuşirevan’ın Adaleti önceledikleri günümüz siyasi dindarlarının da iktidarı öncelediklerini ve “Dindarlık iktidar olunca, adalet[in] yetim kal”dığını “İktidar bizde ise, hak da bizdedir” (s.93) anlayışının hâkim olduğunu vurgulamaktadır. Sultan sofrasında oturan ulemanın adaletli olamayacağı vurgulanarak günümüz âlimlerinin de iktidardan nasiplendiğini ve fetvalarını politik takvime göre ve iktidardan yan vererek dini iktidarı meşrulaştırıcı araç kıldıklarını söyleyerek eleştirmektedir (s.94). Haşim Aktan’e göre dünümüz “İslam dünyasının  sorununun [adaletsizliğin, fakirliğin, geri kalmışlığın] cevabı; dindar iktidarlardır.” (s.96)

Din ve şeriatı birbirinden ayıran, Şeriattı insan tarafından üretilmiş hukuk kuralları, fıkıh olarak gören Haşim Akten “Kur’an bir devlet kurma metni değildir. Bir anayasa yazmaz. Ceza katalogları çıkarmaz. Yönetim modeli çizmez. Kur’an’ın temel meselesi insandır: insanın ahlakı, sorumluluğu, zulme karşı duruşu ve vicdanıdır.” (s.97) diyerek Kur’an’daki İslam’ı tarif etmeye çalışmış, ancak dinin şeriata dönüştürüldüğünü ve  “İslam tarihi boyunca Kur’an, bir hukuk kitabına indirgenmiş, Allah’ın mesajı[nın] iktidarın hizmetine sokul”duğunu (s.97) insanın, zamanın, kültürün ve iktidarın ürünü olan fıkıhın şeriatı oluşturduğunu söyleyerek din ve şeriat ayrımı yapmaktadır.

Dinin iktidar tarafından baskı, muhalefeti susturma, sorgulamaktan alıkoyma aracı olarak kullanıldığını söyleyen Haşim Akten “Bu ülkede iktidar artık yalan söylemekten çekinmiyor; daha kötüsü, yalan alkışlanıyor. ‘Bizden öce elektik yoktu’, ‘gaz lambasıyla yaşıyordunuz’, ‘traktör yoktu’, ‘toplu iğne bile yapamıyorduk’, ‘uçak sanayi yoktu’, ‘bardak bile yoktu’  gibi sözler, tarihsel cehalettin değil; bilinçli bir propaganda dilinin ürünüdür. Bu sözlerin amacı gerçeği anlatmak değil, hafızayı silmektir.” (s.121) ifadeleriyle iktidarın geçmişte olmayanları değil olduğu halde yok saydığı imkânlar ile aslında insanların hafızalarını silip sıfırladığını, Atatürk ve dönemini halka unutturduğu gibi halkın kıyas yapma yeteneğini de sildiğini söylemeye çalışmaktadır. İktidarın bu söylemleriyle halkın hafızasını silmekte de başarılı olduğunu “yalan alkışlanıyor” diyerek, halk tarafından kabullenildiğini de ortaya koymakatdır.

Haşim Akten yer yer siyasal İslam eleştirilerinin kapsamını genişleterek eleştirilerini İslam’ın ilk merkezine doğru kaydırarak bütün bir İslam tarihini eleştirilerine dâhil etmektedir. “Belanın en şiddetlisi peygamberlere gelir” (Tirmizi, Zühd 57) ve “Allah bir kul için hayır dilerse onu musibetlerle imtihan eder.” (Buhari, Merdâ 3) hadislerinin tarihsel bağlamlarından koparılarak “ilk Müslüman toplumda, baskı ve zulüm altında yaşayan bireylere moral ve dayanma gücü vermek” (s.135) kullanılma amacından saptırılıp bugün için “toplumsal manipülasyon” (s.135) amacıyla kullanıldığını söyleyerek adeta hadislerin manasının söylendiği dönem için geçerli olduğunu ve bugüne yönelik bir söylem içermediğini savunmaktadır. Haşim Akten her ne kadar zamana hapis yöntemiyle hadislerde bir anlam kısıtlığını işlemiş savunmuş olsa da hadislerin söylendiği yıllardaki “musibet-imtihan ilişkisinin” haksızlık karşısında mücadele azmini güçlendirmek, karşı çıkışı desteklemek manası içerirken günümüzde haksızlık karşısında mücadeleden kaçınma, haksızlığa sabretme ve kabullenme manasına geldiğini ifade etmektedir. “Dinî metnin ahlaki isyan çağrısı yerine, toplumun edilgenliğini artıran psikolojik uyuşturucu bir form üretilmiştir.”  (s.136).Haşim Akten daha sonra kadın hakları, kız çocuklarıyla izdivaç, cariye meselesi üzerinde 1416 yıllık İslam fıkhı yanında cariye ve köle ile ilgili ayetleri de sorgulamakta ve bu ayet hükümlerine karşı yorum yapanların dinden çıktıkları kabulüne de eleştiri yöneltmektedir (s.142-150).

Haşim Akten’in şeriat veya fıkıh diye eleştirdiği mer’i İslam hukuku bin dörtyüz küsur senelik bir birikimin ürünü olduğu gibi, kolektif bir üretim ile üretilmiştir. Bu mer’i İslam hukukun arkasında b140 kur yıllık sürede yaşamış, gelmiş geçmiş binlerce, milyonlarca âlimin hem de zamanının çoğunluğunu temsil eden, çoğunluğu teşkil eden İslam âlimlerinin konsensüsü var. Mer’i hukuku eleştirenlerin sayısı her yüzyılda bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Hem de eleştirenler terki dünya eyledikten sonra peşlerine takılan insan sayısı hiç mesabesinde kalmış devamlılık arz etmemiştir. İslam şeriatı da kendi kendini yenilemiştir ancak bu yıkıcı eleştiriler yapanlar tarafından değil, ihya edici âlimler tarafından yapılmıştır.

Haşim Akten din siyaset ilişkisini önemli bir noktadan yakalamıştır. “Din siyasete alet edildiğinde iki şey olur: Siyaset kirlenir. Din yıpranır.” (s.176) Ancak bu ifadeyi dinin siyaseti kirlettiği şekilde almamalı, çünkü siyaset din tarafından kirletilmez ama kirli siyaset dinin arkasına saklanarak dokunulmazlık kazanarak daha azgınlaşır. Azgınlaştıkça da daha fazla kirli işlere bulaşır. Çünkü dokunulmazdır. Bu arada siyasi kirler artıkça dine olan saygı ve sevgide zarar görmeye başlar. Siyaset kendini kirletirken dini de yıpratmış olur. Siyaset zaten doğasından kaynaklı tartışmalı bir haldedir. Din de siyaset tarafından kullanıldıkça tartışılır bir hal alır.

Atatürk’ü din düşmanı ilan eden siyasal İslamcı güruhun neden böyle bir suçlamaya yeltendiğini Haşim Akten “Muhafazakâr çevrelerin bir kısmı dini; tarikat, cemaat, şeyh otoritesi olarak gördüğü için; bu yapıları sınırlayan her adımı “din düşmanlığı” saymıştır.” (s.182) ifadeleriyle izah etmektedir. Yani siyasal İslamcılar Atatürk’e dinsiz demesinin sebebi Atatürk’ün onların çanına ot tıkamasıdır. Türkiye’deki sahte şeyh ve cemaatlerin faaliyetlerini yasaklayıp, İslam’ın doğru anlaşılmasını sağlayacak Türkçe tefsir, meal ve hadis külliyatının Türkçe tercümesi çalışmalarını yapmış olmasıdır. “Atatürk’e yöneltilen muhafazakâr iftiralar, dinin savunusu değil, din üzerinden kaybedilen iktidarın intikamıdır.” (s.186) Bu intikam duygusunu kaynağı da halifelik ve saltanatın kaldırılmasıdır. Haşim Akten, Atatürk’e sarhoş denmesini de Osmanlı sultanlarının da alkol aldığını ancak Atatürk’e sarhoş diyenler tarafından eleştirilmediğini, batının ajanıydı, İngiliz valisiydi gibi suçlamaları yapanların önde gelen birisi olan Kadir Mısıroğlu için “İngiltere Lordlar kamarasında nasıl karşılandığını övünerek anlatışına ve İngiliz Mavi Pasaportu verildiği”ni (s.185) söyleyerek ikiyüzlü bir tutum izlediklerini ortaya koymaktadır.

Haşim Akten’e göre “Türkiye’de laikliğe düşmanlık, dine düşmanlıktan değil; dini kullanma ayrıcalığını kaybetme korkusundan doğar.” (s.193) Dini kullanarak iktidar olanların iktidarlarını kaybetmemek için laikliğe düşman olduklarını ifade etmektedir.

Okuryazarlık ve ilim eksikliği sebebiyle “kutsal metinlere erişim zorlaştıkça, metni yorumlayan kişiler güç kazanır.” (s.204) diyen Haşim Akten harf inkılâbı şile artan okuryazar oranı sayesinde bilgiye doğrudan ulaşımın artığını ve akabinde yapılan Türkçe tefsir ve meal çalışmalarıyla da âlim kutsal metinleri anlamanın kolaylaştırılması ve yaygınlaştırılması dolayısıyla da dar alim tekelinin kırıldığını ifade etmektedir. Kısaca Haşim Akten dil devrimine karşı çıkışın temelinde dini ilimlerde otorite kaybını, dini metinleri yorumlamadaki tekelleşmenin yitirilmesinin yattığını ifade etmektedir.

Haşim Akten’in “Kutsal Yalan- Sizin İnandığınız Dine artık İnanmıyorum” adlı kitabında yazdığı itirafları olan Ülkücülük ve daha sonra vazgeçtiği ülkücülük kendisini tatmin etmeyince başvurduğu 35 yıl hizmet ettiği Siyasal İslamcılıkta samimi olmadığı gibi, Siyasal İslamcılıktan da istediği menfaatleri –oğluna iş ve yapacağı filime Kültür Bakanlığından teşvik gibi- devşirmeyince eleştirmeye başlayarak Atatürk ve laikliği öne çıkarmasında, siyasal iktidara karşı sığındığı Cumhuriyetçilik gibi yeni pozisyonunda da samimi olduğunu düşünmüyorum.

Haşim Akten derleme denilebilecek “Kutsal Yalan- Sizin İnandığınız Dine artık İnanmıyorum” adlı kitapta Siyasal İslam ve hükümet zaviyesinden toplumda 23 yıldır söylene gelen eleştirileri toplamış ve kayıt altına almıştır. Yoksa yeni bir şey söylemediği gibi bilimsel bir cevap da vermemektedir. Sadece halk arasında da bilinen birtakım ayet ve hadisleri toplumsal söylemleri destekler mahiyette sıralamaktadır.

Haşim Akten eleştiriyor ancak yapıcı ve yeniden inşa edici, öneriler getiren bir eleştiri yapmıyor. Ülkemizde topyekûn ret yerine ilmi delilleriyle kendi görüşümüz, doğru olanı ortay koyma şeklinde bir eleştiriye ihtiyaç var.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bağdar Caddesi Escortmadsalads.comhttps://www.salonyjardinlospinos.com/porno siteleriDeneme Bonusu Veren SitelergrandpashabetGrandpashabetgrandpashabetritzbetgrandpashabetporno siteleripornoporno izlegrandpashabetporno sitelericasinofastcasibomporno siteleribetasusbetasus girişbetasusbetasusjojobet güncel girişporno siteleriporno siteleriporno sitelerivaycasinopashagaming girişDeneme Bonusu Veren SitelermeritkingJojobet Girişporno sitelerideneme bonusu veren sitelerstarzbetporno sitelerikavbetporno siteleriDeneme Bonusumarsbahisjojobetmarsbahiscasibomganobetbetgarantijojobetjojobet10011avvabetporno siteleriDeneme Bonusu Veren Sitelerporno siteleriporno sitelericasinolevantcasinolevantcasinolevantgrandpashabetpusulabetsekabetimajbetbetasusmarsbahismarsbahis güncel girişjojobetholiganbet girişholiganbetmatbetmatbetsekabet girişsekabetcasinolevantimajbetpusulabetimajbetsekabetholiganbetjojobetbahiscasinosekabetpusulabetpusulabetmarsbahisholiganbetcasibomjojobetgrandpashabetjojobetbetciobettiltgameofbetmercurecasinowbahisbetgitbetgitbahiscasinocasinolevantgrandpashabetgrandpashabetcasibomcasinolevantmatbetcratosroyalbetpalacebetsuperbetinmeritkinggrandpashabetbetgarantimeritkingtipobetgrandpashabet girişgrandpashabet girişgiftcardmall/mygiftradissonbet