3 Kasım 1914’te İngiliz ve Fransız zırhlılarının Seddülbahir Kalesi’ni bombalamasıyla şehadete yürüyen 5 subay ve 81 erimiz; 18 Mart Deniz Zaferi’ne ve Cumhuriyet’e uzanan “Çanakkale Geçilmez” destanının ilk meşalesini yaktı.
Tarihî Gelibolu Yarımadası’nın güney ucunda, Ege Denizi’nin Çanakkale Boğazı ile kucaklaştığı sarp kayalıklarda, asırlık bir sessizlik ve ebedî bir nöbet hüküm sürer. Çanakkale Savaşları denildiğinde zihinlerimizde çoğunlukla 18 Mart 1915 Boğaz harbi yahut 25 Nisan 1915 kara çıkarmaları canlanır. Oysa bu muazzam destanın ilk şehadet sayfası, henüz cihan harbinin ilk günlerinde, 3 Kasım 1914 sabahında Seddülbahir burçlarında kanla yazılmıştır.
Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı tarafından her yıl törenlerle yâd edilen o meşum sabah; İtilaf donanmasının Boğaz’ı birkaç saatlik bombardımanla darmadağın edip payitaht İstanbul’a demirleyebileceğini sanan emperyalist kibrine karşı, Türk askerinin toprağa düşen ilk bedeliydi.
3 Kasım 1914 sabahı saat 06.50’de, henüz Osmanlı Devleti’ne karşı resmî bir savaş ilanı dahi yapılmamışken; İngiliz “Indomitable” ve “Indefatigable” muharebe kruvazörleri ile Fransız “Suffren” ve “Vérité” zırhlıları Çanakkale Boğazı’nın giriş tabyalarını ateşe boğdu.
Yalnızca 17 dakika süren bu yoğun bombardıman sırasında, Seddülbahir Kalesi içerisinde bulunan cephaneliğe isabet eden düşman mermisi korkunç bir infilaka yol açtı. Tabyanın komutanı Yüzbaşı Şevki Bey, Üsteğmen Cevdet Bey, Teğmen Ethem Efendi ile 81 kahraman Mehmetçik, vazifeleri başındayken oracıkta şehadete yürüdü.
O sabah Seddülbahir tabyalarından göğe yükselen alevler ve dökülen ilk kan, Türk milletinin vatan müdafaasındaki çelik iradesinin ilk meşalesi oldu.
İtilaf Devletleri, bu saldırıyla Türk askerinin moralini yıkacağını ve Boğaz savunmasının dağılacağını hesaplamıştı. Ancak hesap edemedikleri bir hakikat vardı: Türk askeri için vatan toprağı, üzerinde pazarlık edilecek bir coğrafya parçası değil; uğrunda düğün bayram neşesiyle can verilecek mukaddes bir emanetti.
Seddülbahir’deki ilk şehitlerimizin fedakârlığı, Çanakkale Boğazı’nın tahkimatını hızlandırdı; Mehmetçiğin yüreğindeki şehadet arzusunu bir zırh gibi biledi:
3 Kasım’da dökülen o ilk kan olmasaydı; 18 Mart 1915’te Nusret Mayın Gemisi’nin karanlık sularda yazdığı strateji de, Seyit Onbaşı’nın sırtladığı 276 kiloluk mermideki manevi kuvvet de anlaşılamazdı.
Seddülbahir’in ilk fedaileri olmasaydı; 25 Nisan’da Conkbayırı’nda Mustafa Kemal Paşa’nın “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!” emrine tereddütsüz koşan o efsanevi 57. Alay ruhu teşekkül edemezdi.
Bugün Seddülbahir Kalesi’nin girişinde, Boğaz’ın serin sularına ve Ege’nin ufkuna bakan İlk Şehitler Kabristanı ve Anıtı, Türk milletinin istiklal tapusunun ilk mührü olarak dimdik ayaktadır.
Orada yatan 5 subay ve 81 erimiz; Çanakkale’den Millî Mücadele’ye, Sakarya’dan Dumlupınar’a uzanan o kutlu zincirin ilk halkasıdır. Onların şahsında tecelli eden ruh, bugün Mavi Vatan’dan sınır boylarına kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk dünyasının bekasını koruyan sarsılmaz kalkanın ta kendisidir.
Çanakkale’nin ilk fedaileri başta olmak üzere, bu toprakları bize vatan kılan bütün aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve dualarla anıyoruz. Ruhları şad, makamları âli olsun!