YAŞAMA İZ BIRAKANLAR…

Atilla ÇİLİNGİR

Başbakan’ın demokrasiden anladığı herkesin kendisine biat etmesidir.

Bu haber 05 Ekim 2013 - 19:18 'de eklendi ve 1.592 kez görüntülendi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin
İstanbul Demokrasi Mitinginde yapmış oldukları konuşma.
5 Ekim 2013

istanbul_miting_20130

Varlığını da, Adını da, Şanını da Yaşatmaya And İçtiğimiz Büyük Türk Milleti,

Aziz İstanbullu Kardeşlerim,

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Değerli Hanımefendiler, Beyefendinler,

Görüyorum ki bugün İstanbul ayağa kalkmıştır.

Görüyorum ki bugün İstanbul yedi tepesinden Kazlıçeşme’ye kanatlanmıştır.

Gecesi sümbül kokan İstanbul,

Türkçesi bülbül kokan İstanbul,

39 ilçesiyle Türklüğün en büyük kenti İstanbul,

Yüzyıllarca başkentimiz olan İstanbul,

Tarihi hükümranlık payesiyle süslenmiş İstanbul,

Her şafak hisarlarından cenk sesi işitilen İstanbul,

Her gece surlarından Allah Allah nidaları yükselen İstanbul,

Hala Topkapı Sarayı’ndan Mehter Marşı duyulan İstanbul,

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bile bahtiyar İstanbul,

Cihana Türk milletinin kudretini tebliğ eden İstanbul,

Camilerinden insanlığa, tüm mahlûkata, tüm evrene seslenen İstanbul,

Kıtaları kucaklayan, Haliç’de denizleri buluşturan İstanbul,

Semalarında kahramanlık destanlarımızın çığlığını taşıyan İstanbul, aziz İstanbullu kardeşlerim hepinizi, her şeyinizi, her bir güzelliğinizi en kalbi dualarımla selamlıyor, sizlere sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Bu ecdat yadigârı şehir dünyaya açılan penceremizdir.

Bu vesileyle burada olmaktan, aranızda bulunmaktan büyük bir mutluluk ve gurur duyuyorum.

Sizlerle buluşmamızı nasip eden Cenab-ı Mevla’ya şükrediyorum.

Bu mahşeri kalabalığa şahit olmaktan ve sizlere hitap etmekten dolayı övünüyorum.

Buradaki izdiham, buradaki hınca hınç millet seli umutları tazelemiş, hepimizi şevklendirmiş, daha da yüreklendirmiştir.

Türkiye’nin zifiri karanlık bir döneminde, İstanbul Ulubatlı Hasan’ın anılarıyla canlanmış, Akşemsettin’in maneviyatıyla ruh bulmuş, Mehmedimizi Fatih yapan şuurla silkinmiş, belini doğrultmuş, Üç Hilal’e doğru uzanmıştır.

İşte bu meydan böylesine manalı, böylesine güçlü, böylesine görkemlidir.

Bütün Türk yurtlarının ve İslam coğrafyasının özlemleri, anayurttan Anadolu’ya kadar tüm hatıralarımız bugün burada toplanmış, sizlerle anlam bulmuştur.

Soruyorum sizlere;

√       Issık Gölü’nün hasretini dindirecek gönül fedaileri nerede? (Burada)

√       Kerkük’ün gözyaşlarını, Kaşgar’ın yürek acısını, Musul’un sızlanışını bitirecek kahraman nesil nerede? (Burada)

√       Üsküp’ten Piriştine’ye, Bosna’dan Gazze’ye, Kafkaslardan Hint Okyanusu’na kadar Türk-İslam ruhunu diriltecek asil millet evlatları nerede? (Burada)

√       Türk’e kefen biçmeye çalışan şerefsizlere, Türklüğe izmihlal yaşatmaya çalışan tescilli densizlere dur diyecek milli irade nerede? (Burada)

Şüphesiz buradadır, şüphesiz Kazlıçeşme’dedir.

İftihar duyarak söylemeliyim ki,

√       İstanbul iki cihan serveri Efendimizin müjdesidir.

√       İstanbul fethimizin şehri, fatihlerimizin ocağıdır.

√       İstanbul zaferlerimizin giriş kapısıdır.

√       İstanbul ülkülerimizin nirengi noktası, hedeflerimizin olgunlaşma yeridir.

Sizlerin bu cesareti müzakereci sefillere; vahşetin, şiddetin, cinayetin eşbaşkanlarına korku vermektedir.

Hamd olsun, İstanbul dün olduğu gibi bugün de kardeşliğin yanındadır, birliğin ve beraberliğin safındadır.

Ve İstanbul her şeyin en güzelini hak etmektedir.

Böylesi bir günde bizleri yalnız bırakmayarak bu meydana teşrif eden ve burada bir tarih yazan siz değerli kardeşlerim, aziz dava arkadaşlarım, Türkiye sevdalısı milliyetçi-vatansever yürekler hoş geldiniz, şerefler verdiniz.

 

Muhterem İstanbullular,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Türkiye’nin 9 bölgesinde “Milli Değerleri Koru ve Yaşat” adı altında planladığımız açık hava toplantılarının yedincisini‘Demokrasi’ temasıyla bugün burada, İstanbul’da gerçekleştiriyoruz.

Şimdiye kadar;

√       23 Mart 2013 günü Bursa’da Kuruluş,

√       20 Nisan 2013 günü İzmir’de Bayrak,

√       25 Mayıs 2013 günü Adana’da Vatan,

       22 Haziran 2013 günü Erzurum’da Birlik,

√       24 Ağustos 2013 günü Konya’da Türkçe,

√       14 Eylül 2013 günü Elazığ’da Kardeşlik temalı açık hava toplantılarımızı çok şükür milletimizin destek ve yoğun katılımıyla düzenledik.

Hiç gözümüz arkada kalmadı.

Hiç mahcup olmadık.

Nereye gitmişsek milletimiz bize kucağını açmıştır.

Nereye varmışsak milletimiz bizi bağrına basmıştır.

Bursa’dan İstanbul’a kadar geçen 194 günlük zaman dilimine sığdırdığımız altı açık hava toplantımız uyarıcı olmuş, tehlikeler karşısında aziz Türk milletinin dikkatini çekmiştir.

Kuruluş ilkelerimizi lekelemeye, bayrağımızı indirmeye kalkışanlar ürkmüş ve yeni arayışlara soyunmak mecburiyetinde kalmıştır.

Vatanımızı bölmeyi amaçlayanlar korku ve kâbus yaşamaya başlamıştır.

Türkçe üzerinde oyun oynayan dilsiz, vatansız, milletsiz, köksüz ve kimliksiz çeteler, siyasi oluşumlar, etnik fitne çıkarma ustaları kendilerini farklı çarelerin, farklı formüllerin peşine takılmak zorunda hissetmişlerdir.

Birliğimizden rahatsız olan deccalın ortakları henüz hak ettikleri akıbete uğramasalar da tökezlemişler, karanlık emellerine telaşla yeni kılıflar bulmaya koyulmuşlardır.

Demokrasi bu konuda en çok müracaat edilen, en fazla istismarı yapılan kavram olmuştur.

İlave olarak özgürlük en çok yıpratılan ve gerçek anlamından oldukça da koparılan kelime olarak hafızalara adeta kazınmıştır.

İleri demokrasiyi bölünme rehberi olarak tayin eden sinsi devrimci Başbakan ve hükümeti gerçekte demokrasiyi kuklaya çevirmiştir.

Demokrasinin ruhuna aykırı olacak ne varsa AKP tarafından uygulanmış ve icra edilmiştir.

11 yıllık AKP dönemi esasen demokrasinin kara devri, ayıplı dönemi, işgal ve esaret seneleri olarak tarihe geçmeye şimdiden aday olmuştur.

Başbakan Erdoğan demokrasiye duyduğu hazımsızlığı, hoşgörü ve uzlaşmaya gösterdiği tepkiselliği her fırsatta gün yüzüne çıkarmıştır.

Yozlaştırılan, kasten yanlış yorumlanan demokrasi kardeşliğimizin dinamiti olarak seçilmiştir.

Kutuplaşmaların hızlandırıcısı ve teşvik edicisi olarak şifrelendirilmiştir.

Üstelik bölünmenin kutup başı olarak devreye sokulmuştur.

Demokratikleşme hamleleri PKK’nın aklanması, temize çıkarılması ve taleplerinin karşılanmasına göz göre göre seferber edilmiştir.

Hiç kuşkunuz olmasın ki, demokrasi tehdit altındadır.

Demokrasiyi pakete sıkıştıran, demokrasiyi şüpheli paketlerin içine yerleştiren Başbakan Erdoğan, eğer şartlar müsait olursa darağacına da çıkarmaktan, bölücü hainlerden oluşan idam mangasının önüne koymaktan kaçınmayacaktır.

 

Değerli Kardeşlerim,

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Türk milleti Metehan’ın namusu, Orhun felsefesinin sancağıdır.

Türk milleti Söğüt’ten İstanbul’a, 400 çadırdan dünya devine ve dünya tahtına ulaşmış zafer tacıdır.

Türk milleti Dedem Korkut’un hikâyelerinde parlayan menkıbedir.

Türk milleti Hz. Yesevi’nin ocağından süzülen duadır.

Türk milleti, PKK’yla aynı pakete koyulma kepazeliğine konu olan ve manevi hatırasına hakaret edilen Hacı Bektaş Veli’nin dileğidir.

Türk milleti, Hz. Mevlana’dan Yunus’a, Şeyh Edebali’den Pir Sultan Abdal’a, Bilge Kağan’dan Alparslan’a, Fatih’ten Mustafa Kemal’e uzanan kutsal bir mirastır.

Sözlerinden dönenler, emanetlere hıyanetlik edenler, dönemsel yetkilerini yanlışa yoranlar Türk milletinin yanından bile geçemeyeceklerdir.

Zaten bugüne kadar olan da budur.

Türk milleti alt etnik grupların gönüllü veya zora dayalı ortaklığından ya da irade ve egemenlik devrinden değil; kültürel ve tarihsel şartların meydana getirdiği, siyasi, ekonomik, psikolojik ve sosyolojik kaynaktan beslenen ebedi bir varlıktır.

Bu varlığın mihenk taşı, olmazsa olmazı, sonsuza kadar payidar kalacak gerçeği dilidir, kimliğidir ve kardeşlik bağıdır.

Bizim tek seçeneğimiz, bir tek yolumuz vahdettir.

Milletimizin çatısı, devletimizin tapusu buna göre şekillenmiştir.

Bu çatı uçar, bu tapu yırtılırsa; son yurdumuzda bağımsızlığımız tehlikeye girmekle kalmayıp hayat ve varlık haklarımız da büyük bir riske atılacaktır.

Buna da ne Başbakan Erdoğan’ın, ne de demokrasi bezirganı, demokrasi talancısı ve özgürlük yağmacısı yandaşlarının hakkı olacaktır.

Soruyorum sizlere;

√       Kardeşliğimizden demokrasi mazeretiyle taviz istiyorlar, buna fırsat verecek misiniz? (Hayır)

√       Binlerce yıllık emanete demokrasi maskesiyle ihanet ediyorlar, buna sessiz kalacak mısınız? (Hayır)

√       Milli kimliğimizi demokrasi ve özgürlük diyerek biçmeye çabalıyorlar, söz konusu melanet suratlara, buyurun, yolunuz açık olsun, diyecek misiniz? (Hayır)

Sayın Erdoğan şunu bil ki, İstanbul seni ve pazarlık ortağın canibaşını iyi tanımakta, pis tezgâhlarınızı iyi bilmekte, oyunu bozmak için de fırsat kollamaktadır.

Bu ‘hayır’ların, bu dik ve sağlam duruşun özü ve hedefi de budur.

İnanıyorum ki, fetih ruhu bir kez daha ortaya çıkacak, Türk milletinin, Türk vatanın önündeki AKP, CHP, BDP, PKK, İmralı canisi ve küresel emperyalizm musibetlerini yıkıp geçecektir.

 

Aziz Vatandaşlarım,

Değerli Dava arkadaşlarım,

Gerilim, çatışma, cepheleşme döngüsünün yorgun ve bitap düşürdüğü Türkiye’miz bugün hüsran verici iç ve dış gelişmelere şahit olmaktadır.

√       Şehit kanıyla elde ettiğimiz bağımsızlığımız sulandırılmıştır.

√       Kahramanlıklarla kurulmuş Cumhuriyetimiz sarsılmaktadır.

√       Bin yılın emaneti kardeşliğimiz saldırı altındadır.

√       Milli varlıklarımız yerli ve yabancı işbirlikçilere satılmaktadır.

√       Binlerce yıllık kültür hazinemiz sabote edilmektedir.

√       Huzur ve asayişimiz sancı üstüne sancı yaşamaktadır.

Sokaklar suç örgütlerine terk edilmiştir.

İstanbul’un birçok semti, mahallesi, sokağı Maltepe Gülsuyu Mahallesi gibi teröristlerin, organize suç örgütlerinin cirit attığı yer haline gelmiştir.

Cumhuriyetimizin değerleri, devletimizin varlığı, milletimizin birliği ve bütünlüğü tehlikelerle yüz yüzedir.

Bu konu artık milliyetçi bir hassasiyettin de ötesinde, bir beka meselesi haline dönmüştür.

Demokrasi Başbakan’ın elinde gerçek ruh ve anlamından soyutlanmış, bölücülüğe ve bölünmeye hizmet eden bir kisveye büründürülmüştür.

Demokratik kültür gerçekten de tesir düzeyi yüksek bir yara almıştır.

Çoğunlukçu miyopluk, çoğulcu bakış ve fikriyatın önüne geçmiştir.

Maalesef ki, demokrasi yalnızca sandık olarak tarif edilmiş, yalnızca bu dar alana hapsedilmiş ve kuşa çevrilmiştir.

Demokrasinin erdemleri, uzlaşma ve diyaloğa yaptığı vurgu, tolerans ve saygıya verdiği önem yabana atılmış, devamlı hasıraltı edilmiştir.

Vicdanen, insanen, zihnen ve kalben demokrasi teyit edilmedikten sonra, bir kişinin, bir yönetimin, bir iktidarın demokrasiyi dürüstçe sahiplenmesi söz konusu olmayacak, olamayacaktır.

Başbakan Erdoğan, yıllardır demokrasi maskesi takmış, Türk milletini kandırmaya ve aklını çelmeye soyunarak şahsıyla müsemma olan yalancı bir tavır içinde görülmüştür.

Despotlukta sınır tanımayan, öfke nöbetleriyle önüne geleni haşlayan, düşünce ve toplanma özgürlüklerine tahammül gösteremeyen birisinin demokrasiyi ağzına alması beyhude bir gayrettir.

Başbakan Erdoğan, Taksim Gezi Parkı’nı şiddete bularken, gençlerimize, çevre ve yeşil sevdalılarına, bireysel hak ve özgürlük talebinde bulunan suçsuz günahsızlara zalimken hiç demokrasi aklına gelmemiştir.

Başbakan Erdoğan, son derece masumane ve meşruiyet sınırları içerisinde davrananların tepkilerini milli iradeye karşı savaş açmak olarak tevil ederken demokrasi ne hikmetse kafasının içinde yer almamıştır.

Başbakan Erdoğan, Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi müezzininin ahlaklı duruşunu cezalandırıp sürgüne layık görürken hiç demokrasi hatırına gelmemiştir.

Başbakan Erdoğan, protestolarını tencere tava çalarak gösterenleri “Yıllarca biz mücadele ettik, şimdi onlar mücadele etsin” sözleriyle yargıya havale edip, komşuları tarafından şikâyet edilmelerini beklerken de demokrasiyi hiç gündemine almamıştır.

Soruyorum sizlere, öğrenciyle kavga eden Recep Tayyip Erdoğan mı demokrattır?

Milleti kendisine oy veren-vermeyen diye ikiye bölen Recep Tayyip Erdoğan mı demokrasi aşığıdır?

Yandaş medya dışındakilere saldıran, iş alemini kuşatan, muhalif sesleri kısan, itirazları nefretle bastıran Recep Tayyip Erdoğan mı demokrasi sevdalısıdır?

Türk gençliğini tinerci-inançlı diye ortadan ikiye ayıran, ayyaş diyerek ona buna saldıran, hayatın her alanını tanzime girişen yolsuzlukta bir numara, bölücülükte iki numara, çocukta üç numara, Mısır’da dört numara olarak kılıktan kılığa girenRecep Tayyip Erdoğan mı demokrasi havarisidir?

Başbakan Erdoğan’a göre, Türkiye’nin büyümesini, gelişmesini istemeyenler, ekonomideki sanal başarıları hazmedemeyenler Gezi Parkı’nı bahane etmiştir.

Faiz lobisi devreye girmiş, karanlık çevreler komplo kurmuş, yabancı medya olayları kışkırtmış, yedi düvel neredeyse AKP’yi hedef almıştır.

Başbakan’ın demokrasiden anladığı herkesin kendisine biat etmesidir.

Ayrıca demokrasinden çıkardığı İmralı canisi ve PKK dışında herkesin kendisine boyun eğmesi, tabi olmasıdır.

16 Haziran 2013 günü, bu meydanda da esip gürleyen, sanal korkuluklarla kavga eden, gücü yettiğinden gençlere hücum eden Başbakan demokraside çoktan sınıfta kalmıştır.

Kaldı ki, demokrasiyi benimseme, güçlendirme, savunma, ileri götürme gibi bir kaygısı da yoktur.

Başbakanla demokrasi gece ile gündüz gibi farklı, birbirine terstir.

Ancak ne ilginçtir ki, sıra PKK’ya gelince, İmralı canisi perona yanaşınca Başbakan birden bire demokrat kesilmekte, ileri demokrasi makyajını sürmektedir.

Zira demokrasiyi bölünmek için bir fırsat, bir basamak ve bir anahtar olarak görmektedir.

Başbakan katillerin gönlünü hoş tutarken ileri demokrasi butonuna basmakta, Suriye’ye savaş çığırtkanlığı yaparken Eşbaşkanlık rolünü oynamaktadır.

Bu zihniyet,

√       Rusya’da Avrasya’cıdır.

√       Vashington’da BOP’çudur.

√       Avrupa’da Medeniyetler İttifakı’çısıdır.

√       Erivan’da diasporacıdır.

√       Erbil’de peşmergecidir.

√       Filistin’de Hamas’cıdır.

√       Afrika’da El Beşirci’dir.

√       Mısır’da İhvancı’dır.

√       Suriye’de El Nusracı’dır.

√       Afganistan’da Talibancı’dır.

√       Libya’da NATO’cudur.

√       Yunanistan’da Megali İdeacı’dır.

√       Türkiye’de 36 etnik kimlikçi ve bölücüdür.

Fakat Başbakan bir türlü Türk’üm diyememiş, Türk milletini kabullenememiştir.

Şunu bil ki Sayın Erdoğan, etnik kimlik olarak gördüğün, ayrımcı ve tektipleştirici olarak değerlendirdiğin Türklük bu milletin ortak cevheri olup, ırkı hiçbir zaman önceliğine almamıştır.

Sana gelesiye kadar Türklüğe bu kadar cephe alan başka birisi olmamıştır.

Sana gelesiye kadar Türklüğü bu kadar hakir gören, etnik kimlik aritmetiğine bu denli kafa yoran, parmak hesabıyla etnik sayım yapan bir gafil çıkmamıştır.

Senin mücadelen demokrasiyi korumak ve yükseltmek değildir.

Senin asıl mücadelen Türklüğü tıpkı övgüyle bahsettiğin Haçlılar gibi, yanında uslu uslu durduğun emperyal unsurlar gibi tarihten silmek ve bu topraklardan kazımaktır.

Ama başaramayacaksın, hayalinin gerçeğe döndüğünü göremeyeceksin.

Türklük; müşterek unvanımız, ucu asırlar öncesine giden, derin bir kaynaşma ve birleşme kültüründen ilhamını alan, milletimizin ilelebet şerefle taşıyacağı ismidir.

Geçmişte nice bedbaht, nice satılmış, nice işbirlikçi, nice alçak, nice hain bu tarihi hakikati, bu muazzam emaneti değiştirmeye yeltenmişse de başarılı olamamış, hatta acınacak ve ibretlik durumlara düşmekten kaçamamıştır.

Klavye özgürlükçüsü, Kandil demokratı, İmralı hukukçusu, BDP bakıcısı Başbakan’ın da olacağı, kendisini bekleyen mutlak son budur, bu olacaktır.

Aziz kardeşlerim sorduğum şu sorulara öyle bir cevap veriniz ki, Kandil’de zelzele olsun, Başbakan şaşkına dönsün, İmralı’daki canibaşı ranzasının altına saklasın:

√       Türk olmaktan utanıyor musunuz? (Hayır)

√       Türk milletine mensubiyetten rahatsızlık duyuyor musunuz? (Hayır)

√       Birileri istedi, Başbakan ve müzakere ortağı böyle buyurdu diye Türklüğünüzü inkâr ediyor musunuz? (Hayır)

√       Kör gözlerin, sağır kulakların, esir düşmüş zihinlerin “Ne Mutlu Türküm Diyene” seslenişine diş bilemesini, itibarıyla ve manevi mevkisiyle oynamasını normal görecek misiniz? (Hayır)

Sayın Başbakan bu hayırları mutlaka duymalısın, mutlaka da korkmalısın.

Türk milleti menşeini, kökeni ne olursa olsun, tüm Türk vatandaşlarının sosyal oluşunda bulmuştur.

Dilimiz, tarihimiz, kültürümüz ve gelecekte birlikte yaşama idealimiz gibi tamamlayıcı faktörler bizi bir millet yapmış; Doğulusu, Batılısı, Kuzeylisi, Güneylisi, Alevisi Sünnisi aynı kalbin damarları olarak millet bedenini ayakta tutmuştur.

Türk milleti Türkçe konuşan, ama ana dilini konuşana da saygı duyduğumuz, müşterek geçmişten geldiğine şehadet ettiğimiz, mazideki ceddimizin şahsında acı ve tatlı günlerin yaşandığını benimsediğimiz, gönlü ve vicdanı ortak bir kültüre bağlı ve ben Türküm diyen herkesi kapsamaktadır.

√       Türk milleti tektir.

√       Türk devleti tektir.

√       Türk vatanı tektir.

√       Türk bayrağı tektir.

√       Türk dili tek olarak kalacaktır ve o da Türkçe’den başkası olmayacak, olamayacak, olması da mümkün görülemeyecektir.

√       Milli değerleri korumaya ve yaşatmaya var mısınız? (Evet)

√       Milli yeminleri muhafaza etmeye kararlı mısınız? (Evet)

Sizlerle övünüyorum, hepinizden çok şey bekliyorum.

Allah hepinizden ayrı ayrı razı olsun.

 

Aziz İstanbullular,

AKP hükümeti vesayeti yıkıyorum dedikçe milli değerlerimize saldırmış, statükoyu bitiriyorum dedikçe dokunulmaz haklarımıza el uzatmıştır.

Başbakan Erdoğan; “demokratikleşiyoruz, sivilleşiyoruz, özgürleşiyoruz, engellerimizden kurtuluyoruz, darbecilerle hesaplaşıyoruz”  propagandasıyla 90 yıllık birikimlerimize, milli bayram ve kutlama günlerine darbe üstüne darbe vurmuştur.

Başbakan ve hükümeti 23 Nisan’ın kutlanmasından, 19 Mayıs’ın coşkusundan, 30 Ağustos’un mehabetinden, 29 Ekim’in mesajından rahatsız olmuş ve karşı harekete geçmiştir.

Başbakan Erdoğan, milletimizin heyecanlarını tazelediği, ortak kıvanç ve duyguda birleştiği milli bayramları hedef almakla aslında Türk milleti gerçeğine hasar vermek emelindedir.

Bundan sonda Başbakan için bir tek hedef kalmıştır ki, o da bağımsızlığımızın manzum eseri olan İstiklal Marşımızdır.

“Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celâl?” Ya da “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl” gibi ifadeler güçlü ihtimaldir ki, Başbakan’ın ve demokrasi borazancılarının uykularını kaçırmaktadır.

Başbakan sürprizleri sevdiğine göre, paketleri sürpriz yumurta gibi gördüğüne göre, İstiklal Marşımıza neşter vurması olmayacak şey değildir.

Başbakan bugüne kadar bizi hiç yanıltmamış, kendisinden beklediğimiz ve kendisine yakıştırdığımız hangi konu olursa olsun bizi boşluğa düşürmemiştir.

İmralı canisinin siyasete girmesi konusuyla alakalı bir soruyu “olmayacak bir şeyi bana sormayın” diye cevaplayan Başbakan, biliniz bunu da hayata geçirmek için müsait zemin aramaktadır.

Çünkü biz Recep Tayyip Erdoğan’ın ciğerini biliyoruz, asıl yüzünü tanıyoruz, planlarını hemen anlıyor ve anında da kavrıyoruz.

Biliyorsunuz ki, Başbakan Erdoğan PKK’nın adresine, PKK’nın posta kutusuna hemen teslim demokratikleşme paketiyle süreç ihanetine suni teneffüs yapmıştır.

PKK elçisi 63’lüklerin tavsiyeleri işe yaramıştır.

Sözde çözüm ve barış ezberleri, yıkım projesi aşama kaydetmiştir.

İmralı’nın telkin ve yönlendirmeleri tam isabet bulmuştur.

Başbakan Erdoğan millet iradesine, ara rejim dönemlerini aratmayacak şekilde ambargo koymuş, ‘ben yaptım oldu’ mantığıyla sözde demokratikleşme paketi açıklamıştır.

Başbakan PKK’ya ilk yardım ve destek hizmetleri sunmuştur.

Başbakan paketlediği demokrasiyi PKK’ya yüz görümlüğü olarak takdim etmiştir.

Bu işten İmralı canisi arkası geleceğinden dolayı tabii olarak memnundur.

Kandil çetesi oyunbozanlık yapsa da, peşpeşe gelecek taviz ve teslimiyet paketlerinin müjdesini aldığından, mağaralarda sevinç taklaları atmakta, Başbakan’ı kanlı keleşlerle uzaktan uzağa selamlamaktadır.

Toplumsal infiale sebep olmamak için, yetmez ama evetçiler, sözde aydınlar, bölünmeden medet uman vicdansızlar, teröristler görüntüde de şikayet etseler de aslında keyiflerine diyecek yoktur.

Türkiye 30 Eylül günü AKP’nin PKK’ya rezilce boyun bükmesini, tehditlerinin meyvelerini hayal kırıklığı eşliğinde yaşamıştır.

Başbakan demokrasiyi pakete koyup, İmralı canisiyle terör örgütünün arasına atmıştır.

Yargıyı torbalayan, seçim rüşvetlerini kolileyen, seçim çalışmalarını TOKİ’leyen, demokrasi ve özgürlüğü pür dikkat pakete yerleştiren Başbakan’ı Türk milleti kızgınlıkla izlemiştir.

PKK terör örgütü neyi beklemişse parça parça almış, izleyen dönemde almaya da devam edecektir.

PKK terör örgütü neyi ummuşsa Başbakan imdada yetişmiş, bundan sonra da yetişmeyi sürdürecektir.

Bugün Türkiye’yi PKK’ya yem eden, Türk milletinin itibar ve saygınlığını zelil hale getiren, bölücülüğe statü, rütbe ve prim kazandıran garabet bir kişilik Başbakanlık görevindedir.

Türk milletinin oylarıyla 1994 yılından beridir gündemde olan, İstanbul’u eline yüzüne bulaştırdığı gibi, Türkiye’yi de perişan eden bu zat artık PKK’dan yaldızlı takdirname almaya hak kazanmış olsa gerektir.

Sözde demokratikleşme paketinin her satırında PKK’nın dahli, parmağı, yönlendirmesi ve hükmü vardır.

Göz boyamak, akılları çelmek ve sırf uyanıklık namı hesabına pakette bazı makul düzenlemelere de gidilmiştir.

Yıllardır başörtüsünden geçinen Başbakan ve hükümeti, bu istismarcılığını pakette de sürdürmüştür.

Başörtüsü PKK’nın kanlı hedefleriyle yan yana koyulmuş, aynı pakete iliştirilmiştir.

Bu en başta mütedeyyin hanımefendilere, samimi Müslümanlara çok büyük haksızlık, saygısızlık ve riyakârlıktır.

Başbakan ne zaman sıkışsa, ne zaman bunalsa hemen başörtüsünü kullanmaktadır.

Diğer taraftan demokratikleşme paketiyle anadilde eğitimin önü açılmış, Türkiye bölünme tüneline iyice sokulmuştur.

Birbirini anlamayan, birbirinden kopuk, birbirinin diline yabancı nesillerin yetişmesi için hamle yapılmıştır.

PKK ve bölücü çevrelerin vazgeçilmez dayatması olan bu hain istek Başbakan ve hükümeti tarafından seve seve karşılanmıştır.

Türkçe hasımları yeni bir mevzi elde etmiş, böylece bölünmenin en önemli dönemeci geçilmiştir.

Siyasi faaliyetler kapsamında, farklı dil ve lehçelerde propaganda bile yapılacaktır.

Artık bundan sonra bazı yerleşim yerlerinin ismi de değişecektir.

Sayın Başbakan İstanbul’u da Konstantinopolis yapacak mısın?

Bizans’ı yeniden diriltecek misin?

Karadan gemi yürüten, çağ açıp çağ kapatan kahraman ceddimizin yüzünü kara çıkaracak, kemiklerini sızlatacak mısın?

Vefasızlıklarına, ihanet serisine yeni bir halka ekleyecek misin?

AKP 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerinde mutlak suretle uyarılmalıdır.

İstanbul 20 yıllık çileye, yokluğa, işsizliğe, zulme ve hırsızlığa son vermelidir.

Biliniz ki İstanbul’da sadece iki parti yoktur ve Milliyetçi Hareket bu aziz kentin yönetimine her düzeyde taliptir.

İstanbul, Recep Tayyip Erdoğan kâbusundan uyanarak tertemiz günlere bu şekilde kavuşacaktır.

Önümüzdeki Mahalli İdareler Seçimlerinde İstanbullu kardeşim “Artık Yeter” demelidir.

İşte bu nedenlerle:

√       Bu seçim, ahlaksızlığa karşı faziletin seçimi olacaktır.

√       Bu seçim, vurguna ve yolsuzluğa karşı namusun seçimi olacaktır.

√       Bu seçim, istismara, iftiraya, çirkefe karşı, şeref ve haysiyetin seçimi olacaktır.

√       Bu seçim, bölünmeye, kargaşaya ve düşmanlığa karşı milli birliğin seçimi olacaktır.

Türkiye bu seçimi kaçırırsa her şey için çok geç kalınmış olacaktır.

İmralı canisini affetmeye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşımaya hazırlanan Başbakan’a ders verilmelidir.

Papaz okulunu açmaya çalışan bu teslimiyetçi zihniyete haddi bildirilmelidir.

İstanbul kaderine sahip çıkmalıdır.

İstanbul geleceğine arka çıkmalıdır.

Sorarım sizlere; 30 Mart 2014 günü geldiğinde;

√       Türkiye’nin yüzünü güldürecek misiniz? (Evet)

√       İstanbul’un talihini ve AKP’li yönetimi değiştirecek misiniz? (Evet)

√       Artık Yeter diyerek, Milliyetçi Hareket’e yol ve destek verecek misiniz? (Evet)

√       Demokratikleşme paketiyle Andımızı kaldırmaya karar veren, fırıl fırıl dönen yabancı ve sömürge hayranlarını sandığa kilitleyecek misiniz? (Evet)

Başbakan ve hükümetine göre Andımız Faşist bir zihniyetin yansımasıdır.

Başbakan Erdoğan ve hükümetine göre Andımız militarist ifadelerle doludur.

Buradan Başbakan ve gerçek faşist, zorba ve yıkım ekibine sesleniyorum:

Siz ne yaparsanız yapınız, Türk milleti Andına sahip çıkacaktır.

Siz ne yaparsanız yapınız, Türk milleti yeminlerinin yanında olacaktır.

İster BOP’a Eşbaşkan olun, ister sessiz ve sinsi devrimlerle vakit geçirin, ister Kandil’e uşak olun, ister İmralı canisinin elinden müzakere afyonu yutun, isterse de Sevr’e onay veren dedelerinizin izinden yürüyün hiç fark etmeyecektir.

Türk milleti alayınızı şaşkına çevirecektir.

Milliyetçi Hareket’in gücü hepinize yetecektir.

Andımızı söyleyerek yürüyeceğiz, milleti yükselterek, ayrımcılığı def ederek, marşlarımızı çalarak koşacağız, dünümüzden ayrılmayarak geleceğe bir mızrak gibi varacağız.

Sayın Başbakan PKK’yla, BDP’yle kol kola girerek Andımızı kaldırabilir, milli emanetlere yüz çevirebilirsin.

Fakat Milliyetçi Hareket’in iktidarında yasal ve demokratik imkanlarla tüm tahribatlar onarılacak, kayıplar giderilecek, haklar ve milli ilkeler tekrar iade edilecektir.

Haberin olsun Sayın Erdoğan, Yüce Divan biletin çoktan kesilmiştir.

Fırsatın varken, henüz zamanın bulunuyorken kaçmak ve yabancılara sığınmak için tüm hazırlıkları şimdiden yapman senin yararına olacaktır.

Konuşmamı bitirmeden evvel huzurlarınızda sizlerin de katılımıyla Andımızı okumak, dosta ve düşmana Kazlıçeşme’nin sesini duyurmak arzusundayım.

Ve sizlerden, Andımızın dile getirdiğim her ifadesini tekrarlanmanızı istiyorum:

“Türküm, doğruyum, çalışkanım,

İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.

Ey büyük Atatürk, açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Ne Mutlu Türküm Diyene.

Cenab-ı Allah hepinizden razı olsun.

Bu meydana teşrif eden her bir kardeşimi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Kökeni, kimliği, mezhebi, inancı, doğduğu yer neresi olursa olsun Türk milletinin her ferdine, her vatandaşıma şükranlarımı sunuyor, birliğimizin daim olmasını diliyorum.

Tarih boyunca üstün ve destansı mücadeleler vererek bize vatan kazandıran, bu kutlu şehri bize hediye eden başta Fatih Sultan Mehmet Han olmak üzere, tüm ceddimize, şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Büyük Türk düşünürü merhum Ziya Gökalp’in şu dizeleriyle yeni bir duamı sizlerle paylaşıyor ve sözlerimi noktalıyorum.

Yolumuz gaza, sonu şehadet,

Dinimiz ister sıdk ile hizmet,

Anamız vatan, babamız millet,

Vatanı ma’mur eyle Yarabbi,

Milleti mesrur eyle Yarabbi.

Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Sağ olun var olun.

Haydi hep birlikte söyleyelim: Ne Mutlu Türküm Diyene.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments